Çocuk Sağlığı
- Çocuk sağlığı anne karnında başlar, bu sebeple hamilelikte bakım ve düzenli takip çok önemlidir.
- Yenidoğanlarda bazı hastalıklara karşı tarama testleri gereklidir.
- Bebeklerin ilk aylardaki ağlama nedenlerinden biri kaşıntıdır. Bu nedenle sık (mümkünse her gün) yıkanmalıdırlar.
ANNE SÜTÜ VE RAKİPLERİ
Anne sütü bebekler için en doğal ve üstün bir besindir. Anne sütünün anneye hiçbir zararlı yanı olmadığı gibi birçok yararları vardır. Maalesef yurdumuzda meme veren anneyi bu işten soğutmak için ellerinden geleni yapanlar vardır. Bilhassa uydurulmuş pek çok hurafe annenin yeterli meme vermesini önler.
UNICEF, WHO VE UNESCO’nun muşterek yayınladıkları “Facts for Life” kitabının 16-17 inci sayfalarında anne sütü ile ilgili 5 madde yazılmıştır.
1-Hayatın ilk dört ile altı aylık döneminde tek başına anne sütü en yararlı besindir.
2-Bebekler, doğumdan sonra mümkün olan en kısa zamanda emzirilmeye başlanmalıdır. Gerçekte her anne emzirebilir.
3-Bebeğin ihtiyacı olan yeterli sütün temini için sık emzirilmesi gereklidir.
4-Biberonla beslenme ciddi hastalıklara ve ölümlere sebep olur.
5-Emzirme bebeğin ikinci yaşına hatta mümkünse daha uzun süreli olmalıdır.
Aynı kitap, Nisan 1991 de memleketimizde Milli Eğitim Bakanlığı, UNICEF ve Saglık bakanlığı ile müştereken “Sağlığa Ulaştıran Gerçekler” adı altında Türkçe basılmış fakat, amaçlananın tam tersi olacak şekilde tahrif edilmiş ve yalanlarla doldurulmuştur. Çok enteresandır ki, kitabın geri kalan kısımları tam tercüme edilmiştir.
Anne sütünün faydaları sadece anne ve bebekle kısıtlı değildir.Faydalarına bir göz atarsak.
1-Bebek faydalanır, en uygun besini iyi sıcaklıkta alır
2-Anne faydalanır. Meme kanserinden ruh sağlığına kadar pek çok hususta faydalıdır.
3-Baba faydalanır. Mama fiyatları bütçe için ciddi bir harcamadır.
4-Devlet faydalanır. Yıllık döviz giderimiz ne kadardır, tahmin edin!
5-Çevre faydalanır. Mama verildiğinde çevre kirliliği artar, zira temiz su israf edilir, ısı kaynakları israf edilir ve en mühimi çevreye deterjan ve kimyasal maddeler salınır.
Bu hususlar bilhassa gelişmekte olan imkanları kısıtlı ülkeler için çok önemlidir. Maalesef emzirme oranlarına bakıldığında, zengin ülkelere kıyasla fakir ülkelerde daha az anne sütü verildiği görülür. Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının çalışmalarında bunun sebepleri arasında mama üreticisi zengin ülkelerin baskıları ve zararlı reklamları ortaya çıkmıştır.
Bunun sonucunda BM “International Code of Marketing of Breastmilk Substitudes” adı altında bir kanun hazırlamıştır. Türkçesi: “Anne sütüne Yakın Mamaların Pazarlanmasının Beynelmilel Kanunu”.
Bu kanun 10 maddeden ibarettir.
1-Halka yönelik hiçbir mama reklamı yapılamaz.
2-Anneler ücretsiz dahi olsa numune dağıtılamaz.
3-Hiçbir sağlık kuruluşunda ürün promosyonu yapılamaz, servislerde kullanılması için ücretsiz veya düşük ücretli mama verilemez.
4-Hiçbir firma yetkilisi annelerle görüşme yapamaz.
5-Sağlık personeline hiçbir hediye veya ürün verilemez.
6-Etiketlerde suni beslenmenin üstünlükleri diye hiçbir resim veya cümle kullanılamaz, bebek resimleri konamaz.
7-Sağlık personelinin bilgilendirilmesi ilmi ve gerçekçi olmalıdır.
8-Etiketlerde anne sütünün üstünlüğü anlatılmalı, ayrıca suni beslenmenin yan tesirleri, maliyeti ve zararları belirtilmelidir.
9-Bebekler için uygun olmayan şekerli kondense sütler tavsiye edilmemelidir.
10-Bebek maması imalatçıları ve dağıtımcıları bulundukları ülkelerde bu kanun uygulanmasa bile bu kanuna uyumlu çalışmalıdırlar.
Bu kanun çerçevesinde Türkiye ele alındığında, mama firmalarının en başıboş ve fütursuzca davrandıkları memleketlerin başında gelmektedir. Filipinlerde bu kanun uygulanmaya çalışıldığında Amerikan elçisi ve ticaret bakanı tarafından yoğun baskı uygulanmış, ekonomik yaptırım uygulanması ile tehdit edilmiştir. Bu kanun için uğraşan bakanlık avukatı ve oğlu vurularak öldürülmüşlerdir. Bunların sonucunda Filipin mahkemesi 9. Ekim. 2007 de bu kanunu yürürlükten kaldırmak zorunda kalmıştır. ( Bakınız: Section on International Child Health. Sayfa 3-4)
Sualler:
1-Türkiye’nin, mamalar için yıllık döviz harcaması ne kadardır?
2-Türkiye’de bu kanun ne zaman uygulanacak?
3-Türkiye’nin bebek nüfusu, Belçika ve Hollanda’nın toplam nüfuslarından fazla olduğu halde neden Türkiye’de mama firmaları fabrika açmamakta ısrar ediyorlar. En son Polonya ve Portekiz’de açtılar. Şu anda bazı mamalar bu ülkelerden gelmektedir.
4- Mama firmalarının Türkiye’deki yıllık reklam harcamaları ne kadardır. Bazı sağlık kuruluşları ve çalışanlarına sağlanan imkanlarda vergilendirme yapılmaktamıdır.
Dr.Kadir Tuğcu
31.03.2008
BESLENME
BESLENMENİN ÖNEMİ
Tüm canlılar yaşamlarının devamlılığını sağlamak için beslenmek zorundadır. Beslenme her canlının kendi vücudu için gerekli olan besin öğelerinden yeterli miktarlarda almasıyla olur. Doğru ve sağlıklı beslenme canlıların hem bedenen hem de zihnen aktif olmalarında birinci derecede rol oynar.
Doğru beslenme tüm toplum yapısını etkiler çünkü çocukların sağlıklı bireyler olmaları daha anne karnındayken nasıl beslendikleriyle başlamaktadır. Hamileyken doğru ve sağlıklı beslenme ilkelerini takip eden bir anne doğumdan sonra da bu ilkeleri takiben sağlıklı bir çocuk yetiştirecektir. Çok küçük yaşlarda verilen doğru beslenme ilkelerinin ileride kalıcı davranışlara dönüşme oranı daha yüksektir. Bu zincirleme reaksiyon sonucunda da nesilleri sağlıklı bir toplum devamlılığı sağlanacaktır.
ÇOCUKLARDA BESLENME
Sağlıklı ve yeterli beslenme; çocukların bedenen büyümesinde, sağlam bir kas ve iskelet sistemi geliştirmesinde aktif rol oynadığı gibi zihinsel olarak da algılamalarının gelişmesine ve öğrenme hızlarının artmasına yardımcı olur.
Çocuklar edindikleri çoğu davranış şeklini birlikte oldukları insanlara bakarak öğrenirler. Bu yüzden ebeveynlerin, doğru ve sağlıklı beslenerek onlara birer rol model olmaları bunun yanı sıra da pozitif yaklaşımlar sergileyerek bu davranışların kalıcı olmasını sağlamaları mümkündür.
Doğru, sağlıklı ve yeterli beslenen çocukların;
· Enerji düzeyleri yüksektir
· Kiloları normal aralıktadır
· Hastalıklara yakalanma riskleri düşüktür
· Güçlü kas ve iskelet sistemleri vardır
· Konsantrasyonları ve algılama kapasiteleri yüksektir
· İletişim kurma kapasiteleri gelişmiştir
Doğdukları andan itibaren çocukların beslenmesi gösterdikleri fizyolojik gelişime paralel giden bir değişim ve gelişim göstermelidir ki çocuğun artan ihtiyaçlarına cevap verebilsin…
1 YAŞINA KADAR ÇOCUKLARDA BESLENME EVRELERİ
0–6 AY : Çocuğun kilo alımı normal aralıkta seyrettiği müddetçe bu dönem kesinlikle anne sütü ile beslenerek geçirilmelidir. Büyüme ve gelişme eğrisine bakılarak anne sütünün yetersiz kaldığı düşünülürse bebeğin ayına ve kilosuna uygun formulalar destek ürünleri olarak devreye sokulmalıdır.
6–9 AY : Çocuğun fizyolojik gelişiminin normal seyretmesi durumunda 6. aydan itibaren ek besinlere başlanmalıdır. Ancak ek gıdalara başlansa da anne sütüne mümkünse 2 yaşına kadar devam edilmelidir.
İlk başlanacak besinlerin kıvamının yumuşak, akışkan ve kesinlikle pütürsüz olmasına dikkat edilmelidir. İlk olarak evde yapılmış yoğurt, meyve suları ve bebeğin ayına uygun tahıl içerikli kutu mamalar tercih edilmelidir. Meyve suları mevsimine göre elma, armut, portakal, kayısı, şeftali, üzüm ve havuçtan hazırlanabilir. Meyveler karıştırılmadan kullanılırsa bebeğin tercih ettiği meyveyi anlamak kolaylaşacaktır. Bu dönemde eğer bebek de kabul ediyorsa artık biberon yerine kaşığa geçilmelidir. Başlangıç için bebeğin 1–2 tatlı kaşığı alması yeterlidir.
Bebeğin yeni besin ilk verildiğindeki tepkisi diliyle dışarı itmek olabilir, bu sevmediği anlamına gelmez. Bebeklerde dillerini kullanarak besini arkaya itme ve yutma refleksi 4. aydan sonra gelişmektedir. Sabırla ve pozitif yaklaşımla tekrar denenerek bebeğin bunu öğrenmesi sağlanmalıdır. Ancak bu sürecin hem anne hem de bebek için bir mücadele ve eziyet saati olmamasına dikkat edilmelidir. Öğün olarak bebeğin yorgun olabileceği akşam saati tercih edilmemelidir. Ayrıca bebeğin çok aç olduğu saatler de seçilmemelidir çünkü açlığın verdiği huysuzlukla yeni besini kabullenmesi zorlaşabilir.
Gün içinde sadece tek bir çeşit yeni besine başlanmalı ve en az 3 gün bu besine verilecek tepki gözlenmelidir. Çünkü bazı bebeklerde başlanan bazı besinlere karşı kusma, ishal, kızarma ve kaşıntı gibi alerjik reaksiyonlar görülebilir, bu durum ise 2–3 gün içinde kendini gösterir. Bu sebeple yeni bir gıda denendikten en az 3 gün sonra başka bir yeni gıdaya geçilmelidir. Böylece oluşabilecek alerjik reaksiyonun hangi besinden kaynaklandığını anlamak kolaylaşacaktır. Eğer bebeğin bir besine karşı alerjik olduğu düşünülüyorsa bu besine 15 gün kadar ara verilip daha sonra tekrar denenmelidir. Yeni besinden sonra bebeğin kakasının kıvamı, rengi, kokusu değişebilir bu bahsedilen alerji tanımı içine dahil değildir.
Bebeğin başlanan besinleri tolere edişine ve tabii ki büyümenin normal seyredip seyretmediğine bakılarak katı besinlere geçmeye karar verilir. Katı besinlere geçiş sebze ve meyve püreleriyle yapılmalıdır. Sebzelere başlamak için mevsimine göre havuç, kabak, bal kabağı, yeşil fasulye tercih edilmelidir. Her zaman tek bir sebze pişirmekte fayda vardır. Sebzeler birbirleriyle karıştırılırsa bebek lezzet farklarını anlayamayacaktır. Ayrıca ileriye yönelik olarak damak tadını geliştirmek, sebzelere alışmasını sağlamak ve hangi sebzeyi daha çok sevdiğini ayırt edebilmek bu şekilde kolaylaşacaktır. Bebeğin sevdiği tespit edilen sebzeye daha sonra maydanoz da ilave edilebilir. Pürelerde asla tuz, şeker, baharat, koku ve tat verici herhangi bir katkı maddesi kullanılmamalıdır. Domates, karnabahar, patlıcan, enginar, kereviz, lahana, soğan, sarımsak, bezelye, pırasa ve biber bazı bebeklerde alerji ve gazlanma yapabileceğinden bu aylarda uzak durulmasında fayda vardır.
Güzelce yıkanan sebzeler hiç parçalanmadan gerekliyse elle bölünerek pişirilmelidir. Düdüklü tencere kullanmak pişme süresini kısaltacağından besin kaybını minimuma indirecektir. Yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlamak için pürelere mutlaka sıvıyağ ilave edilmelidir. Yağ, sebzeler pişerken de konulabilir püre haline getirildikten sonra da... Ancak pişme sırasında sızma zeytinyağı tercih edilmemelidir eğer mutlaka sızma kullanılacaksa sonradan pürenin içine ilave edilmelidir. Bebeğin yediği sebze miktarı arttıkça bu sebze pürelerinin içine patates, pirinç, kırmızı mercimek, irmik de katılmalıdır.
Pürenin kıvamı tamamen bebeğin kabul edişine bağlıdır. Her bebek birbirinden farklı gelişim hızına sahip olduğundan kıyaslama yapmak yanıltıcı ve bazen moral bozucu olabilir. Püre kıvamını kabul etmeyen bebeklere 15–20 gün kadar çorba kıvamına yakın alternatifler sunulup sonra tekrar püreler denemelidir. Çorba suyu için devam sütlerinden, anne sütünden ve haşlanmış et sularından faydalanılabilir.
İlerleyen günlerde bu pürelere yumurta sarısı eklenmelidir. Yumurta içerdiği iyi kalite protein, demir, vitamin A ve B ‘den dolayı çocukların beslenmesinde çok özel ve önemli bir yere sahiptir. Alerji ihtimalini azaltmak için yumurtası sarısına 1/8 oranında başlanır ve 1 yaşına kadar her ay artırılarak tam yumurta sarısına ulaşılır. Ancak 1 yaşından önce kesinlikle tam yumurtaya geçilmez çünkü yumurta beyazında yüksek alerjenler bulunmaktadır. Bebek için kullanılacak yumurta sarısı için buzdolabında saklanmış, çatlak olmayan yumurta kullanılmalıdır. Buzdolabından 15 dakika önce çıkartmak haşlama sırasında çatlama ihtimalini ortadan kaldıracaktır. Güzelce yıkanan oda ısısındaki yumurta aynı sıcaklıktaki suya konur ve kaynamaya başladıktan sonra kısılarak 12 dakika kadar haşlanır. Süre sonunda sıcak sudan çıkarılıp soğuk suda bekletilir. Önerilen süreden daha uzun haşlanması durumunda yumurta sarısında bulunan demir oksitlenerek yeşilimsi bir tabaka oluşturacaktır ki bu da demirin emilimini azaltacaktır. Daha kısa süre pişirilen, sarısı hafif yumuşak kalmış yumurtada ise kronik ishale sebep olan salmonella bakterisi canlı kaldığından sadece bebekler için değil erişkinler için de sağlık sorunlarına sebep olur.
Sebze pürelerine bebeğin tüketim ve tolore ediş durumuna göre etler de ilave edilmeye başlanmalıdır. Et kıyma formunda olursa ezilmesi daha rahat olacaktır. Kıyma için de tercih yağsız tavuk, hindi veya dana eti olmalıdır. Hazır kıyma kullanılmamalı, pişirmeden hemen önce mümkünse evde kıyma yapılmalıdır. Böylece bakteri üremesi minimuma inecektir. Alerji yapabileceğinden bu aylarda kesinlikle balık başlanmamalıdır.
Meyve pürelerinde de yine mevsimine göre elma, muz, kayısı, şeftali, erik kullanılabilir. Çilek, kivi, frambuaz gibi alerji yapma ihtimali yüksek meyvelerden bu aylarda uzak durulmalıdır. Olgun meyvelerin şeker oranları yüksek olduğunda bebek tarafından daha çok tercih edilebilir. Sert olan meyveler gerekirse çok az pişirilebilir. Püre yapmak için mümkünse metal olmayan aletler tercih edilmelidir çünkü taze sebze ve meyveyle temas eden metal (bıçak, rende, ezici vb.) besin kaybına sebep olur. Eğer pürenizin kıvamını artırmak isterseniz devam mamalarından faydalanabilirsiniz.
Sebze püreleri ve çorbaları 1 gün süreyle buzdolabında saklanmak koşuluyla kullanılabilirken meyve püreleri ve suları hemen tüketilmeli tekrar kullanılmamalıdır. Saklanan çorba ve püreler de asla bir defadan fazla ısıtılmamalıdır.
Daha önce belirttik ama yine belirtmekte fayda var püre ve meyve sularına asla şeker, tuz, tatlandırıcı herhangi bir katkı maddesi ve baharat ilave edilmemelidir. Bal doğal olduğundan kullanılabilir kanısı vardır oysaki bal 1 yaşından önce kesinlikle verilmemelidir. Balda clostridium botilinum denen zehirli bakteri sporları vardır ve 1 yaşın altındaki bebeklerde öldürücü besin zehirlenmelerine sebep olur.
Bebeğin bu dönemde seçici davranması her sebzeyi ve meyveyi sevmemesi gayet doğaldır. Her sebzeyi veya meyveyi yemiyor diye bebeği zorlamak ve yorup gerginleştirmek ve daha büyük reaksiyonlara sebep olmak yerine sevdiği bilinen sebze ve meyvelerle gereksinimleri karşılanmaya çalışılmalıdır. Unutulmamalıdır ki bebekler aynı şeyleri yemekten ebeveynler kadar çabuk sıkılmazlar. Ayrıca kısa süre sonra sevmediği bir besini sever hale de gelebilirler. Bu yüzden vazgeçmeden denemeye devam edilmelidir. Tabii bu durum eskiden severek yediği bir şeyi artık yemek istememe şeklinde de gelişebilir.
Bebeğin yemeyi reddettiği zamanlarda yedirebilmek için televizyonu açmak veya türlü atraksiyonlarla ilgisini başka bir yöne çekip ağzına kaşığı dayamak hiç doğru bir davranış şekli değildir. Bunu bir silah olarak keşfeden çocuk ileride istediğini yaptırmak için bir yol olarak öğrenebilir.
Bu aylarda bebek anne sütüne ve devam sütüne devam ediyorsa ve meyve suyu da içiyorsa normal su ihtiyacı çok azdır. Günlük 1 çay bardağı kadar önerilebilir. Tabi eğer ishal ve kusma gibi su kaybını artıran bir sebep söz konusu ise su kaybı mutlaka tamamlanmalıdır.
9–12 AY : Bu aylar artık bebeğin ebeveynlerle birlikte sofraya oturmaya başlayabileceği dönemlerdir. Sofrada ona da bir kaşık verip beslenmeye aktif olarak katılması sağlanmalıdır. Artık parmaklarıyla bir şeyleri kavrayıp kendi başına yiyebileceği tam başaramasa da en azından deneyebileceği aylardır. Tabii bunu yapmadan önce bebeğin elleri her defasında mutlaka yıkanmalıdır. Çiğ olarak havuç, salatalık, elma ile başlanabilir. Ancak asla yemek yerken bebek yalnız bırakılmamalıdır.
Bu aylarda daha önceki aylarda verilmeyen sebze ve meyveler yavaş yavaş beslenme düzenine eklenerek etkileri gözlenmelidir. Bebeğin pütürü kabul ediş durumuna göre artık püreden çatalla iyice ezilerek verilmeye başlanabilir. Kıymalar da tekrar blenderden geçmeden direk olarak denenebilir.
Ekmek de artık bebeğin yemeyi deneyebileceği besinlerdendir. Ancak kesinlikle rafine undan yapılmış ekmeklerle başlanmalıdır çünkü bebeğin sindirim sistemi henüz kepek veya çavdar gibi tahılların posasını sindirmeye hazır değildir ve bunlar barsaklarında zımpara etkisi yapacaktır. Ayrıca barsaklardan demir ve kalsiyumun emilimini de olumsuz etkileyecektir. Bu sebeple 2 yaşından önce kesinlikle bu unlarla yapılmış besinler verilmemelidir.
Yine daha önceden verilmeyen bir besin olan peynire de küçük parçalar halinde bu aylardan itibaren başlanabilir. Bunu yaparken pastörize edilmiş peynir kullanıldığından emin olunmalıdır. Çiğ sütten yapılan ve taze olarak tüketilen peynirlerin bruselloz hastalığına sebep olma ihtimalleri vardır.
Bebeğin acıkma ve doyma sınırlarının yanı sıra fizyolojik gelişimi de doğru analiz edip miktarlar buna göre ayarlanmalıdır. Yemek asla ödül veya ceza unsuru olarak kullanılmamalıdır.
12 AYDAN İTİBAREN : Her zaman olduğu gibi 1 yaşından sonra da bebeğin bulunduğu nokta diğer yaşıtlarıyla kıyaslanmadan değerlendirilmelidir. Bu aylardan itibaren artık ebeveynlerle aynı sofrayı ve hatta çatalla ezilmek suretiyle aileye pişen sebze yemeklerini bile paylaşabilir. İştah ve tüketim durumuna kadar 3 çeşit yemeği tek öğünde yiyebilir. Baharat ve tuz konulmadan yapılan köfteler, pilav ve makarna küçük parçalar halinde yemeye başlayabileceği yiyeceklerdir.
Artık yumurtayı beyazı ile birlikte yiyebilir, iyi pişmiş peynirli bir omlet veya katı haşlanmış olarak verilmeye başlanabilir. Yine daha önceden verilmeyen inek sütüne başlanabilir ama süte kıyasla çok daha zengin besin örüntüsüne sahip olan ve alerji ihtimali olmayan devam mamalarına da devam edilebilir.
1 yaşına gelen bebeğe artık balık da verilebilir. Tazeliğinden emin olarak alınan balıklar en kısa sürede pişirilip tüketilmelidir. Balık kızartılarak değil ızgara veya buğulama olarak sunulmalıdır en önemli konu ise kılçıklarının çok iyi ayıklanmış olmasıdır.
15. aydan itibaren mercimek, kuru fasulye gibi kuru baklagillere başlanabilir. Tabii bunlar pişirilirken aşırı salça, tuz ve baharat kullanılmamalıdır.
Bundan sonraki zamanda da bebeğin sofranın daimi bir üyesi olduğu söylenebilir. Sağlıklı hazırlanmış, pişirilmiş ve sunulmuş tüm yemekler onun için de uygun olacaktır. Buna rağmen çocukların mümkünse hiç değilse en azından belirli bir yaşa gelene kadar (6–7 yaş ) kesinlikle tanışmaması gereken yiyecekler de vardır. Bunlar;
· Monosodyumglutamat içeren tüm hazır çorbalar, bulyonlar, çeşnili tuzlar, çeşnili cipsler, balık konserveleri, salata sosları
· Boyalı, şekerli ve asitli içecekler, koruyucu katkı içeren hazır meyve suları
· Nitrat içeren salam, sosis, sucuk vb. işlenmiş et ürünleri
· Sofra şekeri, şekerleme, lolipop vb.
· Katkı maddesiyle renk ve aroma eklenmiş tüm süt ve süt ürünleri
· Hazır pudingler, kek ve kurabiye tozları vb.
Bu sayılan besinlerin fizyolojik olarak gözlenen yan etkilerinin yanı sıra özellikle son yıllarda görülme sıklığı artan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda da tetikleyici etkileri olduğu düşünülmektedir.
-
Çocuklarınızı anne sütü ile beslemek için özen gösteriniz, tercihan ilk altı ay sadece anne sütü veriniz. Çocuğa sevgi ve temas da gelişimi için bir o kadar önemlidir.
-
Ek gıdaya başlama dönemi bebekten bebeğe değişebilir. Burada anne sütü ve bebeğin yutabilme kabiliyeti önemli olduğundan bebeğin beslenmesi mutlaka bebeği tanıyan doktoru ve ailesi tarafından ortaklaşa düzenlenmelidir.
-
İnek sütünü mümkünse bir yaş altında çok tercih etmiyoruz.
-
Çocukların bir yaşında önce elleriyle yemeye başlamalarını ve 2 yaş civarında kendi başlarına karınlarını doyurabilmelerini bekliyoruz.
-
1,5 yaş civarında-en geç 2,5 yaşında-biberon bırakılmalıdır.
-
Mamaların üzerinde önerilen günlük gıda miktarları her bebek için geçerli değildir bu sebeple mama miktarını hekiminizle konuşarak ayarlamanızı öneriyoruz.
-
Obesitenin (şişmanlık) temelinin ilk yaşta atıldığı bilinmelidir.
-
Çocuklardaki kolik sebebi hareketsizliktir, bu durumda çareyi ilaçlarda değil çocuğunuzu hareket ettirmekte arayınız.
GELİŞİM
2-3 YAŞ ARASI ÇOCUK GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
1)- FİZİKSEL GELİŞİM VE HAREKET GELİŞİMİ:
- Çocuk bu dönemde dışkılama ve işeme kasları üzerinde ergenlik kurar.
- Ayağının tümünü kullanarak sağlam adımlarla güvenlik içinde koşar, kolaylıkla durup yeniden koşmaya başlayabilir ve engellerden sakınır.
- Dengesini yitirmeden çömelebilir ve ellerini kullanmadan yeniden ayağa kalkabilir.
- Parmaklığa ve duvara tutunarak merdivenleri inebilir ve çıkabilir. Ancak adım atarken ayak değiştirerek değil, dengeyi sağlamak için her basamakta iki ayağını bir araya getirerek inip çıkabilir.
- Üç tekerlekli bisiklete oturur, ama pedalları kullanamaz. Bisikleti ayaklarıyla yeri iterek ileri yürütür.
- Kalemi genellikle daha sık kullandığı eliyle, başparmağı ile iki parmağını kullanarak ucuna epeyce yakın bir yerden tutar.
- Kendiliğinden, hem dairesel hem de ileri geri karalamalar yapar ve küçüklü büyüklü noktalar çizer.
2)- ZİHİNSEL VE BİLİŞSEL GELİŞİM:
- 9.aydan itibaren, nesnelerin sürekli olduğunu ve önünden kaldırılsa bile varolmaya devam ettiklerini anlayan çocuk, 2 yaş ile birlikte bu nesneyi bir süreçle temsil etmeye, yani sembolize etmeye başlar. Bu da kavrama ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur.
- Çocuklar büyüdükçe, yaşlarına özgü belirli bir takım düşünce biçimleri sergilerler. Örneğin sandelyeye çarpınca sandalyeden özür dilemesi gibi. Buna animism (cansız nesnelere yaşamsal öğeler yükleme eğilimi) adı verilir.
- İşlem öncesi evredeki bu çocuklar, dış dünyayı, kendi “ben merkezli” bakış açılarından algılarlar, başka birinin açısından göremezler.
3)- SOSYAL VE DUYGUSAL GELİŞİM:
- Yaşamın 2. yılındaki hızlı gelişim, çocuğu birçok açıdan bağımsız hale getirir.
- Heyecanlarını göstermeye, kendisini özerk bir varlık olarak tanımaya başlar. Kendisini kanıtlamaya çalışır.
- 2 yaş çocuğu yetişkinlerle birlikte basit faaliyetlerde bulunabilir. Böylece edilgen bir eleman olmaktan kurtulup, aile faaliyetlerine katılan ve sosyal ilişkiler kuran etkin bir üyeye dönüşür.
- 2 yaş çocuğunun tüm beceri, yetenek ve eğilimlerini güçlü olma ve bağımsızlık duyguları büyük ölçüde etkiler.
- Bir takım davranış türlerinin belirli ortamlarda uygulanması gereğini öğrenmeye başlarlar.
- Çocuğun kakasını ve çişini tutabilmesi ve tuvalete yapabilmesi yakın çevresinden büyük ilgi görür ve ödüllendirilir. Böylece çocuk toplumun iyi, kötü, doğru, yanlış ve ayıp gibi yargılarıyla karşılaşır.
- Çocuğun tuvalet eğitimini öğrenmesi, seçim yapabilme duygusunun gelişmesine yol açar. Özerklik duyguları gelişmezse başkaları tarafından denetlenme, kararsızlık, kuşku ve utanç duygularının temelleri atılır. Tuvalet eğitiminde çocuğun davranışı ailenin tavır ve tutumları sonucu gelişir veya gelişmez. Tuvalet eğitimi konusunda çocuğu zorlamamak gerekir. Bu çocukta korku, endişe ve utanç uyandırır.
- Aşırı duygulanma, yorgunluk veya korku durumlarında anne/babaya sıkıca sarılır.
- Engellendiğinde karşı çıkar ve söz dinlemez.
- Sahip olduğu şeyleri kararlılıkla korur.
- Oyuncaklarını ya da yetişkinin ilgisini paylaşma anlayışı henüz gelişmemiştir.
- İsteklerini erteleme veya duruma göre değiştirme anlayışı yeterince gelişmemiştir.
- 2 yaşına kadar yalnız oynanan oyun, bu yaştan sonra arkadaş ilişkilerinin başlamasıyla taklit, birbirini seyretme ve birbiririnin oyuncağını alma şekline dönüşür. Oyunlar işbirliğine dayanmayan paralel oyunlardır.
- Çocuk bu dönemde benmerkezcidir. Herkesin kendisi gibi düşündüğünü ya da hissettiğini sanır. Empati geliştiremez.
- 2,5 yaş itibarıyla çocukta olumsuz, kararsız ve isyankar bir tutum oluşur. Bu evrenin ebeveynlerin tutumu nedeniyle sağlıklı bir şekilde atlatılamaması durumunda çocukta ilerki yıllarda saplantı, aşırı gerginlik ve inatçılık huyları gelişir.
4)- DUYGUSAL VE ALGISAL GELİŞİM:
- Resimli kitaplardan çok hoşlanır, en çok beğendiği resimlerde ince ayrıntılara dikkat eder.
- Fotoğraf bir kez gösterildikten sonra, tanıdığı yetişkinleri fotoğrafta ayırt edebilir, 2,5 yaşına geldiğinde ise kendini tanıyabilir.
- Kendisiyle konuşulduğunda ilgiyle dinler.
5)- DİL GELİŞİMİ:
- 2 yaş çocuğunun konuşması yabancılarca bile kolay anlaşılabilir ancak hala pek çok çocuksu öğe içerir.
- Sözcük dağarcığı hızla gelişmektedir.
- İki sözcüklü cümleler kurabilir.
- Sık sık “kim” ve “niçin” sorularını sorar.
- En zor kavrayabildiği sözcükler kendi ile ilgili zamirlerin yerinde kullanılmasıdır.
- Yoğun duygulanıma yol açan durumlarda kekeleme oldukça yaygın ama geçicidir.
- Tuvalet gereksinmesini uygun zaman yerde dile getirip önceden haber verebilir.
- 2,5 yaşından itibaren kelime dağarcığı 200 ve daha fazla sözcüğe ulaşır. Beni, bana, ben ve sen zamirlerini doğru olarak kullanabilir.
Bu yaş gurubu çocuğu sürekli “hayır” diyen, sizi reddeden, sınırlarını test eden bir çocuktur. Ne kadar sinir bozucu olsa da, bu gelişiminin doğal ve normal bir parçasıdır.
v Uyabileceği kurallar koyun ve bunlara uymasını kararlılıkla isteyin.
v Sorun çıkmadan önce tedbir alın. Çocuğun zarar vereceği veya kendisinin zarar göreceği eşyaları ortadan kaldırın. Böylece sürekli “ona dokunma” demek zorunda kalmazsınız.
v Uygun olmayan bir davranış saptadığınızda, hemen başka bir oyuncak veya başka bir eşya ile dikkatini dağıtın.
v Eğer bir kurala uymazsa, açıklama yapın ve 1-2 dakikalığına onu sakin bir köşede oturtun (mola verin). Bu mola süresi her yaş için 1dk.olarak uygulanabilir.
v Yerine getiremeyeceğiniz boş tehditlerle onu korkutmayın.
v İyi davranışını takdir edin.
v Unutmayın, çocuk sevgi ile büyür.
- Çocuklar tuvaletlerini ancak buna hazır olduklarında söylerler; bu sebeple tuvalet eğitimine çalışmanız faydalı olmayacaktır.
- Çocukların uyku düzeni hakkında hekiminizden bilgi alınız, size uyumuyor veya çok uyuyor gelen çocuğunuzun uyku düzeni bazı küçük değişikliklerle düzene girebilir.
Bir araştırmaya göre 0-6 yaş arası çocuklarda iyi yetişen çocukların anne davranışları şöyle özetlenmiştir:
- Olaylara çocuklarının gözüyle bakıyorlar.
- Onlarla anlayabilecekleri dilden konuşuyorlar.
- İstedikleri araştırma şansını onlara veriyorlar ve evdeki eşyaları dağıtmalarından kaygılanmıyorlar.
- Pırıl pırıl bir ev ile çocukların birarada bulunamayacağını kabul ediyorlar.
- Çocuklarının evdeki eşyalara ulaşmalarını kabulleniyorlar.
- Yasakladıkları etkinliklerde tutarlılık gösteriyorlar.
- İlginç bağlantılar kurup, önerilerde bulunuyorlar.
- Çocuklarının öğrenme yeteneklerini, isteklerini, becerikli ve olgun bir biçimde artırıyorlar.
- Hazırladıkları öğrenme ortamı nesnelerle dolu ve dağınık; en önemi oyuncaklar plastik bardak, buzluk kabı, dergi, kaşık, şişe, televizyon kumandası. Oyuncaklara ilgi 3 yaşında başlıyor.
Psikoloji
- Çocuğunuzun psikolojik gelişimi ilk yıllarda çok önemlidir, lütfen hekiminize bu konuda danışınız.
- Çocukları başka insanların önünde azarlamamanızı öneriyoruz.
- Çocuklarda cinsel gelişim ile ilgili sorular normal karşılanmalı ve çocuk azarlanmamalıdır. Bir çocuk için en utanç verici şey anne babasının başkalarının önünde kendisinden şikayet etmesidir.
Genel
- Çocuğun uğrayacağı kazalar yaşına göre iyi takip edilmeli ve tedbirler alınmalıdır.
- Evinizde mutlaka zehir merkezinin telefonunu bulundurunuz ve acil durumda ilk yapılacakları bu merkeze danışınız. 0.800.314 79 00
- Çocuğunuzda bir rahatsızlık hissetmeseniz dahi 2 yaş civarında kulak burun boğaz, göz, ortopedi ve diş hekimi konsültasyonlarının gerekli olduğunu düşünüyoruz.
- Televizyon ve monitörlerin gün içerisinde bir saatten fazla seyredilmemesi gerektiğini belirtiyor ve hızlı resim değişen görüntülerin izletilmemesini öneriyoruz.
- Sünnet derisi ile oynanmasını, çekilmesini doğru bulmuyoruz.
- Hemofilus influenza ve hepatit B aşılarını zorunlu aşı olarak kabul ediyoruz. Ayrıca aşı takvimleri değişiklik gösterebilir, tek standart aşı takvimi yoktur.
- Yapılan aşıların yararlılığının izlendiği laboratuar tetkikleri de mevcuttur.
- Yuvaya ilk başlayan çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları sıklaşacaltır, lütfen bundan endişe etmeyiniz.
- Her enfeksiyonda antibiyotik faydalı değildir hatta bazen zarar verebilir bu sebeple hekiminize danışmadan antibiyotik kullanmayınız.
- Hekime gittiğinizde bir reçete beklentisi olmamalıdır, çok değerli olan sağlık bilgis bazen yeterlidir.
- İlaçların kendi içerisindeki ölçekler kullanılmalıdır, çay veya çorba kaşıkları standart değildir.
- Derdini tam olarak anlatamayan çocuklarımızda bazen laboratuar tetkiklerine ihtiyaç duyarız ki bu durum ailelere gereksiz gelmemelidir. Ayrıca bunlar hastalığın ve tedavinin kanıtlarıdırlar.
- Amipte kesin teşhis için antijen testi kullanılmaktadır.
- Özellikle kız çocuklarda sessiz veya şüpheli şikayetlerle seyreden idrar yolları enfeksiyonlarına karşı uyanık olmak gerekir.
Kulak Burun Boğaz Sağlığı
- İşitme azlığından şüphe ettiğiniz çocularınızı en kısa zamanda hekime götürmeniz erken teşhis ve tedavi açısından önemlidir.
- Kulak temizliği için kesinlikle ucu pamuklu çöpler kullanmayınız, sadece parmak ucunuzla temizleyiniz. “Kulak temizliği alışkanlık yapar” inanışı doğru değildir.
- Gürültülü ortamlarda uzun süre kalınması kalıcı işitme azlığı ve çınlama yapabilir.
- Uçakta iniş ne kalkış sırasında çocuğunuzun kulağında ağrı olur veya huzursuzlanırsa, uyutmayınız ve sakız çiğnemesi mümkünse çiğnetiniz ve/veya biraz su içiriniz.
- Sürekli ağız açık uyumak bir sağlık problemidir ve sebebi araştırılmalıdır.
- Çocukların sigara dumanından uzak tutulmaları solunum yolları sağlığı için son derece önemlidir.
- Yüksek ateşin tedavisi ateş düşürücü ilaçlardır, antibiyotik değil. İlk ateş olduğunda panik şeklinde antibiyotik başlamak faydalı değildir.
Ortopedi
- Kalça çıkığı gelişimsel bir durumdur bu sebeple bazen yanlış olarak aileler tarafından teşhisin geç konulduğu düşünülmektedir, bu doğru değildir.
- Çocuklarınıza ayakkabı alırken bilinçli davranılması gerektiğini düşünüyoruz. Çocuk yürüyene kadar ayakkabı kullanılmamalıdır.
Ağız Ve Diş Sağlığı
- Diş çürüğünü önlemek, tedavisinden çok daha kolay ve ekonomiktir; bu sebeple diş bakımını mutlaka iyi öğrenip yapmanızı öneriyoruz.
- Günde 2 kez, 3 dakika süreyle dişlerinizi fırçalamanızı, günde 1 kez diş ipi, 2 kez ağız gargarası kullanmanızı öneriyoruz.
- Şekerli gıdaları ana öğünlerle birlikte alınız, çok sık ara öğün yapmayınız.
- Diş aralarına sıkışan gıdaları kürdan ile çıkartmayınız, dişetine zarar verebilirsiniz.
- Diş oluşum döneminde ”tetrasiklin” içeren antibiyotikler kullanmayınız.
- Diş ağrısında rastgele antibiyotik almayınız, ayrıca sık ve uzun süreli ağrı kesiciler kullanmayınız.
- Süt dişlerindeki çürükler de tedavi edilmelidir. Erken süt dişi kayıplarında büyük olasılıkla diş dizisinde bozukluklar görülecektir.
- Bir darbe veya kaza sonucu dişin yerinden çıkması durumunda, diş bir bardak sütün içine konarak en kısa zamanda bir diş hekimine başvurulmalıdır.
- Çocuklara flor tableti hekim kontrolünde verilmelidir. İçme suyundaki flor miktarı önemlidir.
- Dişleri fırçalarken dişeti kanaması varsa bir dişeti iltihabı olduğunun göstergesidir.
- ”20 yaş dişi gereksizdir” şeklindeki inanış doğru değildir, 20 yaş dişi normal şekilde çıktığında gerekli ve normal bir diştir.
- ”Diştaşı temizlenirken diş minesi zarar görür” şeklindeki inanış da doğru değildir. Diştaşları çok sayıda bakteri içerir, dişeti iltihabına ve diş çürüklerine yol açar, temizlenmesi şarttır.
- Şekersiz sakızlar diş fırçasının yerini tutmaz, sadece fırçalama yapılamadığında yardımcı bir faktördür.
- Amalgam (cıvalı-siyah) dolgular zararlı değildir. Birçok araştırmayla sağlığımıza zararlı bir etkisi olmadığı kanıtlanmıştır.
- Diş çürükleri ve dişeti hastalığı kalıtsal değildir. Sadece diş şekilleri ve kemik yapısı nedeniyle bir yatkınlık söz konusu olabilir.
- Ağrıyan dişe aspirin konmamalıdır. Dişetine yara yapabileceği gibi ağrıya da faydası olmaz.
- ”Herkeste 32 diş çıkıyor mu?”. Hayır, son yıllarda 20 yaş dişi eksikliğine sık rastlanmaktadır. 1-2 tanesi eksik olabildiği gibi hepsi de eksik olabilir. Sert gıdaların gittikçe az tüketilmesiyle paralel, ihtiyaç kalmadığından bu son azı dişlerin çıkmadığı gözlemlenmektedir. Diğer başka dişlerde de eksiklikler olabilir.
- ”Açılı diş fırçası ne işe yarıyor?” Önemli olan kişinin kuvvetini istediği gibi yönlendirebileceği bir fırça olmasıdır. Küçük başlı olması gerekliliğinin yanında arka dişlere daha iyi ulaşabilmesi için açılı fırça da kullanılabilir.
- ”Her diş çekiminde film çekmek gerekli mi?” Hayır, hekimin gerekli görmesine bağlıdır.
- Çok hassas dentin kanallar açığa çıkmışsa fazla asitli içecekler v.b. diş sızlamasına neden olabilir.
- Besinler yeterince çiğnenmeden yutulursa, öğütme eksik başladığından mide rahatsızlıklarına neden olur.
Ortodonti
- Ortodontik tedavi, diş hekimliğine ilaveten bu konuda uzmanlık yapmış olan uzman doktorlar tarafından yapılır.
- Ortodontik tedaviler için yaş sınırı yoktur, çocuklarda ağız solunumu, parmak emme, bebeklik yutkunması, dil emme veya anne babada belirgin çene yapısı bozukluğu varsa ortodontik konsültasyon gereklidir.
- Erken teşhis ve tedavi ileride uzun ve maliyetli bir işten kişiyi koruyacaktır.
- Gerekirse ortodontik amaçlı diş çekimi yapılabilir.
- Ortodontik amaçlı apareyler uygun bakım halinde diş çürüklerine sebebiyet vermezler, ayrıca dişlerde iz bırakmazlar.
|