Güncel Bilgiler

Üst solunum yolu enfeksiyonu nedir?

Üst solunum yolu, ağızdan başlayan burunu da içeren ve gırtlaktaki ses tellerine kadar olan hava yoludur.  Bu bölgedeki bütün enfeksiyonlara üst solunum yolu enfeksiyonu denir.  İki tür mikrop tarafından enfeksiyon oluşturulur, virüsler ve bakteriler.  Çok nadiren de mantarlar (savunma sistemi düşük, kortizon kulanan hastalar gibi).

 

Nezle nedir? Grip nedir?

 

Nezle üst solunum yolu enfeksiyonu yapan virüslerin yol açtığı hastalığa verilen isimdir, burun tıkankılığı, akıntı, hafif ateş, hapşırık ve göz sulanması ile karakterizedir.

 

Grip, influenza virüsünün yaptığı üst solunum yolu enfeksiyonudur, ateş ve kas ağrısı ön plandadır, klasik nezleye göre biraz daha ağır seyreder.

 

Kaç tür virüs vardır?  Hastalıklar nasıl bulaşır?

 

Yüzlerce virüs tipi üst solunum yolu enfeksiyonu yapabilir.

 

Mikroplar damlacık yolu ile bulaşır, yani tükrük, sümük gibi salgılarda bulunurlar ve insandan insana geçerler.

 

Mikrop kapan kimseler her zaman hasta olur mu, niçin bazlıarı hastalanırken diğerleri hastalanmaz?

 

Bir enfeksiyonun oluşması için mikrop ve üreyeceği canlı ortam olmalı.  Mikrobun üremesi için mikrobun hastalık yapma potansiyeli ve hastalık yapacağı kişinin savunma sisteminini gücü önemlidir.  Mikrop çok kuvvetli ise yerleştiği her kişide hastalık oluşturabilir veya kişinin savunma sistemi çok düşükse zayıf bir mikrop bile o kişide üreyebilir.  Bir de arada durumlar vardır, normal kuvvette bir mikrop ancak zayıf savunması olanlarda hastalık yaparken savunması kuvvetli kişilerde hastalık oluşturamaz veya çok hafif geçer.

 

Grip aşısı olmalı mı?  Grip aşısı olanlar hiç hasta olmaz mı?

 

Grip aşısı influenza dediğimiz bir tür virüsün üç alt tipi için üretilmiş bir aşıdır.  Grip aşısı olması gereken kişiler vardır; bunlar savunma sistemi düşük kimseler (kanser hastası, kortizon kullanan kişiler gibi), hasta olduğunda hastalığın ilerlemesi riskli olacak yaşlı kişiler, mikropla karşılaşma ihtimali çok yüksek olan sağlık personeli, hasta olması toplumu etkileyecek çok önemli mevkilerdeki kişiler gibi.

 

Diğer kişilerde grip aşısı olmak sadece keyfidir, ister olur ister olmaz bilinen bir zararı yoktur, sadece olmak zorunlu değildir.  Grip aşısı mikrobu bir önceki yılda görülen virüs alt gruplarına göre üretilmiştir bu sebeple alt grup kendini değiştirmişse grip aşısı yeni yıl için koruyucu olmaz.  Aynı zamanda grip virüsü dışında yüzlerce virüs de üst solunum yolu enfeksiyonu yapmaktadır ve aşı bu mikroplara karşı koruyucu değildir, bazen aşı olanlar aşı olunca o yıl hiç üst solunum yolu enfeksiyonu olayacaklarını düşünerek yanılıyorlar.

 

Nasıl korunabiliriz?

 

Üst solunum yollarında tamamen korunmak ve hiç hasta olmamak mümkün değildir, yılda ortalama iki kere hasta olmak normal sayılır.  Korunmak için savunma sistemimizi güçlü tutmak gerekir, bunun için yapılabilecek şeyler: Uykuyu iyi almak, iyi ve dengeli beslenmek, spor yapmak, stresten uzak durmak, sigara kullanmamak, üst solunum yolu hastalığının ilerlemesine sebep olacak anatomik problem varsa bunun tedavisini yaptırmak (geniz eti büyüklüğü, deviasyon, sinüzit, polip vibi), alerjik rahatsızlık varsa tedavi olmak, reflü varsa tedavi olmak, ıslak saç ve ciltle soğuğa maruz kalmamak gibi.

 

Mikroplar damlacık enfeksiyonu ile bulaştığı için el yıkamak en önemli korunma önlemidir.

 

Nasıl iyileşiriz?

 

Virüs hastalıklarının henüz bilinen etkin bir ilacı yoktur, sadece çok özel durumlarda kullanılan ilaçlar mevcuttur, virüsleri vücudumuzun savunma sistemi yok eder.  Bakteriler için de aynı şey söz konusu olmasına rağmen hastalık yapan bakterileri daha hızlı ve başka bir komplikasyona yol açmadan iyileştirmek için uygun antibiyotikler kullanılır.  Aynı zamanda hasta kişinin mümkün olduğunca dinlenmesinde fayda vardır.

 

Antibiyotikler ne zaman ve nasıl kullanılmalı?

 

Antibiyotikler hastalığın mikrobu bakteri ise kullanılır.  Her antibiyotik her bakteriye uygun değildir, bu sebeple hekim o hastalığı yapan bakteriler için uygun olan antibiyotiği sizin için seçecektir.

 

Beta mikrobu nedir?

 

Beta mikrobu bir bakteridir.  Tam adı “grup A beta hemolitik streptokok”tur. Üst solunum yolu hastalıklarında özellikle bademcik enfeksiyonunda görülür. Çocuklarda çok nadir de olsa eklem ve kalp romatizması yaptığı için tedavi önemsenir. Basit bir boğaz kültürü veya hızlı strep A swap testi ile teşhis edilebilir. Antibiyogram yapmaya gerek yoktur çünkü henüz penisiline dirençli bir beta mikrobu tespit edilmemiştir.

 

Boğaz kültürü ne zaman yapılmalı?

 

Boğaz kültürü boğaz ağrısı, ateş olan her durumda antibiyotik kullanmayan kişilerde yapılır.

 

Üst solunum yolu enfeksiyonları uygun tedavi edilmezse ne olur?

 

Üst solunum yolu enfeksiyonları uygun tedavi edilmezse ilerleyerek, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu, bronşit veya zatürreye sebep olabilirler. Hastalık kronikleşerek tedavis güç bir durum alabilir.

 

Uzun vadede nasıl problemler yaratabilir?

 

Hastalıklar çok sık oluyor veya geçmiyorsa altta yatan başka sebepler araştırılmalıdır. Alerji, reflü, geniz eti büyüklüğü, kronik bademcik ve geniz eti enfeksiyonları gibi.  Yüzme sporu da sinüzit sebeplerindendir, aynı zamanda ıslak saç ve ciltle soğuğa maruz kalmamak gerekir. Mümkünse banyo akşam yapılmalıdır. Tedavi yapılmayan durumlarda problem kronikleşebilir ve tedavi hem uzun hem de daha zor olur.

 

 

ATEŞ VE TEDAVİSİ

 

İnsanoğlu asırlar boyunca ateşli hastalıklardan korkmuştur. Bu korkunun altında yatan ana sebep, bazı çocukların ateş ve havaleden sonra sakat kalmaları veya ölmeleridir.  Ölüme ve sakatlığa sebep olan hastalıkların belli başlıları; menenjit, sıtma ve tifodur. Kızamık gibi bazı döküntülü hastalıklarda ölüm daha ziyade yanlış tedavi ile olmaktadır.  Zaten bu hastalıklardan ölümler de aşılar ve etkili tedaviler ile en aza indirilmiştir.

 

Hastalıkların tarihçesine bakıldığında, Hipokrat’ın ortaya koyduğu dört esas madde olan ateş, su, toprak ve hava ile hastalıkların oluşumu ve tedavilerinin yapılmasına çalışıldığı görülür.  Hala bu görüşler kaybolmuş değildir.  Sıcak çarpması ve hastalık sonucu ateşin çıkması aynı hastalıkmış gibi sunulmuş ve tedavi edilmeye çalışılmıştır.  Sıcak çarpmasında hayat kurtarıcı olan soğuk tatbiki, ateş tedavisinde kullanıldığında zararlı olabilmektedir.  Bizde ateşli çocuklara soğuk tatbiki ve sirke sürülmesi yaygın olarak yapılan işlerdir.

 

Ateşli hastaya niçin sirke sürülür?

 

Eski çağlarda Avrupa’da şehirleşme ve nüfus yoğunluğunun artması ile içme suları aşırı derecede kirleniyordu.  Bunun da sebebi, bu ülkelerde bırakın kanalizasyonu, evlerde ve saraylarda tuvalet dahi olmamasıydı.  Halk ve saray erkanı ihtiyaçlarını bir kabın (oturak) içine yapar ve pencereden dışarı dökerdi.  Buralarda yaygın olarak beslenen domuzlar da bunları yiyerek biraz temizlik sağlarlardı!  Hatta Fransa’da koku sanayinin bu kadar gelişmesi bile buna bağlanabilir.  Sıvı atıkların su kaynaklarına sızması ile içme suları kirlendiğinden, insanlar bu suların içilmesi ile hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu; içinde alkol olduğundan mikrop barındırmayan bira, şarap gibi fermentasyon ürünlerinde ise hasta olmadıklarını fark ettiler.  Ayrıca su, şarap ile karıştırılınca da hastalık yapmıyordu.  Bunun sonucu şarapta iyi bir “ruh” olduğunu ve sudaki kötü ruhu kovduğunu zannettiler.  Bu yüzden fermentasyonlu içeceklere genel olarak “spirit(ruh)” adını verdiler (bizim dilimize “ispirto” olarak geçti).  İçinde böyle iyi bir ruh barındıran şarap acaba hastalıkları da (bilhassa ateşi) tedavi edebilir mi idi?  Bu düşünce ile hastaların cildine şarap sürüldüğünde çok etkili ateş düşürdüğünü gördüler.  Alkol sudan daha hızlı bir şekilde buharlaşıyor ve ciltten ısı söküyordu.  Bu yeni buluş hemen yeryüzüne yayıldı.  İslam alemi de bu yeni buluşu çok sevdi, fakat bir problem vardı, o da şarabın haram olmasıydı.  Bu güçlük de şarap şişeleri üzerine “ateş sirkesi” yazılarak aşıldı ve hastalara bu şekilde kullanıldı.  Zamanla işin aslını bilmeyenler bu sirke lafına aldanıp hastalarına sirke sürmeye başladı.  Günümüzde hala bazıları hastalarına sirke tatbik etmektedirler.  Sirke, şaraptaki alkolün parçalanarak “asetik asit” şeklini alması ile oluşur ve ateş düşürmekte ancak su kadar etkisi vardır, kötü kokusu da işin cabasıdır.

 

Ateş nasıl düşer, gerekli midir?

 

Ateş, vücudun, bünyesine giren mikrop veya zehirli maddelere karşı gösterdiği bir tepkidir.  36’dan yüksek ısılarda mikropların yaşamları zorlaşır, dokuların çalışma hızı artar, bağışıklık sistemi hareketlenir.  Vücudumuz, zaman içinde, dış uyaranlara karşı ateşi yükseltmenin bir avantaj olduğunu öğrenmiştir.  Ateşi düşürmekle hiçbir hastalık iyileşmez.  Ateş bir hastalık değil bir arazdır ve önemli olan hastalığın teşhisidir.

 

Ya havale gelirse!

 

Bunun için önce “havale” niye olur, onu anlamamız gereklidir.  Mikrop veya zehirli maddeler, beyindeki hücreleri (astrosit) uyarır, daha sonra bir sürü zincir olay olur, sonunda kahverengi yağ dokusundan kaynaklanan ısı ortaya çıkar. Vücutta ısının yükselmesi ile bütün dokuların oksijen ihtiyacı çok artar.  Bunu karşılayabilmek için kalbin ve solunumun hızlanması gereklidir.  Ayrıca ilave kanı önemli organlara göndermek için el, ayak, yüz gibi organlardaki damarlarda büzülme olur.  Kalp hızının normalden fazla olduğu altı aylıktan küçük çocuklarda bu sebeple havale görülmez.  Altı ay ile dört yaş, çocuklarda havalenin en sık görüldüğü devredir.  Bu yaşlarda ateşin yükselmesi ile vücudun ısınarak kalbi ve solunumu hızlandırması gereklidir.  Eğer ateş hızlı yükselir ve vücut buna ayak uydurarak kalbi ve solunumu hızlandıramaz ise beyin, gelen oksijeni yeterli görmeyerek, tasarruflu çalışmak ve fazla oksijen tüketmemek için vücut ile olan irtibatı keser (benzer durum aşırı ağrı uyarısı ile de olur, kişi bayılır).  İrtibatın kesilmesi ile vücut, deserebrasyon (kafanın vücuttan ayrılması) durumuna geçer.  Omurilikten gelen uyaranlarla kasılmalar ve havale dediğimiz tablo ortaya çıkar.  Bunun sonucunda kalp ve solunum hızlanır.  Beyine yeterli oksijen gelmeye başlayınca, beyin eski fonksiyonlarına geri döner.  Ateş yavaş yükselir ve vücuda ısınması için zaman tanırsa, havale gelmez.  Yani ateşi 40’a çıkmış bir çocukta havale beklemek boşunadır.  Böyle bir çocukta ateş düşürücü ilaç verilmeden, yani iç ısısı düşmeden soğuk tatbik edilirse ve dış ısı düşürülerek kalp ve solunum yavaşlatılırsa havale gelebilir.  Bu sebeple ateşli çocuklarda soğuk tatbiki gereksiz ve zararlıdır.

  • Dana-lenf aşısı : Dryvax (Wyeth ve Aventis)
  • Doku kültürü aşısı : (Acambis/Baxter)

ÇİÇEK HASTALIĞI ve AŞISI

Dünya Sağlık Örgütünün 1958'de çiçek hastalığına karşı başlattığı savaş 21 yıl sürmüş,1979 da çiçek hastalığının dünya çapında eradikasyonu ile sona ermiştir.

TARİHÇE

Çiçek hastalığının ilk defa nerede görüldüğü ile ilgili bir bilgi yoktur. Tarihçiler, ilk defa MÖ10 000 yıllarında, kuzey-doğu Afrika, Çin veya İndus vadisindeki çiftçi topluluklarından çıkabileceğini düşünürler.

Hastalığın kontrolü için ilk önceleri, ”variolasyon” yani hastalığı deri yolu ile bulaştırma yöntemi geliştirilmiştir. Lady Motagu’nun İngiliz büyükelçisinin karısı olarak İstanbul'da görerek 1721 de Londra'da anlattığı aşı bu aşıdır.

Jenner’in bulduğu ve uyguladığı aşı ise “inek çiçeği” aşısıdır ve 1796 da yani 75 sene sonra yapılmıştır.

HASTALIĞIN KLİNİĞİ ve TEŞHİSİ

Çiçek hastalığının kuluçka süresi 10-12 gündür. Bu süre 7-17 gün olabilir. Bu zaman içinde sağlıklı olan kişide ani başlayan ateş, baş ağrısı, adale ağrısı ve sıklıkla olan bulantı ve kusma ile arazlar görülür. Bu arazlardan 2-3 gün sonra döküntüler ortaya çıkar. Su çiçeğinin aksine, döküntüler çevrede yani el, ayak ve yüzde fazladır, gövdede azdır.

Teşhis için, kompleman fiksasyonu, hemaglutinasyon ve nötralizan antikorlar kullanılırken, şimdi çok daha gelişmiş metotlar vardır. PCR, boğaz salgısından doğrudan virus aranması, özel bilgisayar çipleri (zebra chips gibi) bunlardan bazılarıdır.

BULAŞICILIK

Çiçek hastalığı, kuluçka süresince veya hastalığın döküntü öncesi ilk iki gününde bulaşıcı değildir. Döküntünün başlaması ile bulaşıcılık başlar. Bulaşma çoğunlukla damlacık yolu ile olur.

Korunmanın tek yolu aşılanmadır.

Biyolojik bir savaşta çiçek virusunun kullanılma ihtimaline karşı Amerika'da aşı programı başlatılmıştır.

İlk olarak gönüllü şahısların aşılanması ile daha sonra bu şahıslardan kan alınarak, çiçek aşısı komplikasyonlarına karşı Gamma-globulin stoğu yapılmıştır. Bunu takiben ordu mensupları ve sağlık personeli aşılanmasına geçilecektir. Şu anda hiçbir memlekette çiçek aşısı satılmamaktadır.

Ülkemizde böyle bir aşı programı düşünülürse, ilk yapılacak iş gönüllü şahıslardan Gamma- globulin hazırlanması olmalıdır. Zira, hiçbir ülkenin kendi vatandaşlarının kanından hazırlanan bu maddeyi diğer bir ülke vatandaşına kullandıracağını zannetmiyorum.

Aşı maalesef o kadar masum bir aşı değildir. Aşı adaleye veya cilt altına verilen bir aşı degildir. Aşı cildin üst tabakalarına uygulanır.

BAGIŞIKLIK

Primer aşılamada : 5 sene sonra koruyuculuk azalır, 20 senede tamamen biter.
İkincil aşılamada : Bağışıklık 30 sene ve üzeri devam eder.
Çiçekle temas sonrası : 2-3 gün içinde yapılırsa koruyabilr.
4-5 gün içinde yapılırsa, ağır hastalıktan korur.

AŞININ YAPILMAMASI GEREKEN DURUMLAR

  • Hamilelik,
  • Bağışıklık sistemi bozuklukları,
  • Yaygın deri hastalıkları ( akne,yanıklar,impetigo gibi),
  • Bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler ( Kemoterapi,radyoterapi ),
  • İltihaplı göz hastalıkları,
  • Egzema (mevcut.geçirilmiş veya iyileşmiş dahi olsa),
  • Aşının içindekilere karşı allerji olması. (Dryvax aşısı ; polymyxin B sulfate,streptomycin sulfate,chlortetracycline hydrochloride ve neomycin sulfate ihtiva eder.)

AŞININ YAPILIŞI

  • Aşı deriye ortası yarık, çatallı özel iğne ile yapılır.
  • Aşı yapılmadan önce deriye kesinlikle alkol veya benzeri sürülmemelidir. Hiçbir ön hazırlığa gerek yoktur.
  • Özel iğne aşı şişesine daldırılır ve taşıyabildiği kadar küçük bir damla, cilde 5 mm. alan içine 15 darbe olacak şekilde uygulanır. Bu darbeler, deriyi kızartacak şiddette olmalı ama kanatmamalıdır.
  • Aşının fazlası bir gazlı bezle alınır ve dikkatli bir şekilde atılır. (Bütün atık maddeler biyolojik atık torbası ile atılmalıdır.)
  • Aşıyı yapan kimse kendisine bulaştırmamaya özen göstermelidir.

NORMAL AŞI REAKSİYONLARI

0 . gün : Aşı yapılır
3-4.gün : Papül oluşur
5-6.gün : Vesikül ve etrafında kızartı oluşur
8-9.gün : Püstül oluşur
12.gün ve sonrası : Püstül kabuk tutar
17-21 .gün : Kabuk düşer ve yara ortaya çıkar

 
 

NORMAL KABUL EDİLEN FARKLI REAKSİYONLAR

1. Aşının etrafında daha küçük uydu lezyonlar oluşması
2. Lenf bezlerinin şişmesi
3. Aşı bölgesinde ödem oluşması
4. Aşı çevresinin fazla kızarması

AŞI KOMPLİKASYONLARI

1. Aşı sonrası oluşan ensefalit (1 milyonda 15 vakada)
2. Aşının başka bölgelere taşınması
3. Aşı yerinde bakteri enfeksiyonu oluşması
4. Egzema vaksinatum
5. Eritema multiforme
6. Yaygın bir hal alması, generalize olması
7. Aşı yarasının düzelmemesi, yaranın kapanmaması
8. Gözde keratit yapması

GAMMA GLOBULİN (VIG) KULLANILMASI

1. Tavsiye edilen durumlar:

  • Aşının başka bölgelere yaygın olarak taşınması
  • Ağır egzema vaksinatum vakaları
  • Generalize olması
  • Aşı yarasının düzelmemesi

2.Tavsiye edilmediği durumlar:

  • Aşının başka bölgelere kısıtlı taşındığı durumlar
  • Hafif egzema vaksinatum vakaları
  • Eritema multiforme
  • Aşı sonrası oluşan ensefalit

3. Zararlı oldugu durumlar

  • Gözde keratit

Görüldüğü gibi aşı çok masum bir aşı değildir. Eğer aşı yapılacak ise mutlaka devlet kontrolünde belirli bir plan dahilinde yapılmalıdır. Şahsi girişimler ve gelişi güzel uygulamalar fayda yerine zarar verecek, lüzumsuz aşılamalar yapılacak veya halk gereksiz yere aşıdan soğutulacaktır. Soğukkanlılıkla gelişmeleri incelemek en hayırlısıdır. Dünya Sağlık Teşkilatının elinde 200 milyon kişiye yetecek kadar aşı mevcuttur. Panik yersizdir.

Daha fazla bilgi için www.bt.cdc.gov/training/smallpoxvaccine/reactions sitesine başvurabilirsiniz.

Dr. Kadir TUĞCU

 

 

© Copyright 2008 hekimlervecocuk.com Her hakkı saklıdır.

NetworkPark